Bir Logo Hikayesi

 

Literatürde geçen tanımı ile ‘logo’, bir marka’nın taşıdığı tüm değerlerin, bir simge ya da bir yazı olarak tasarlanmış halidir. Görsel marka kimliğinin en önemli ve en temel unsuru olan “logo”, ilgili marka’nın karakterini, duruşunu ve “ne olduğunu” anlatan bir imzadır. Logo’nun uygulanabilir, sürdürülebilir, geliştirilebilir, modern, sade ve basit yapıda olması gibi teknik gereklilikleri yanında; biçim ve renklerin psikolojik ve sosyolojik etkileri de bu sürece önemle dahil edilir. Bu konudaki diğer detaylar, “Görsel Marka Kimliği Tasarımı” başlıklı derlediğim buradaki birkaç satırda mevcut.

Bu yazıda esasen logo’nun tasarım sürecinde “gerekçelendirme” konusundan bir örnekle bahsetmek istiyorum.

“Gerekçelendirme” konusunda, “Olağanüstü Tavsiyeler” adlı kitabında George Lois’in tavsiyesi şu şekilde; “İyi bir iş yaratmak için zamanınızı şu şekilde harcayın: %1 esinlenme, %9 terleme, %90 gerekçelendirme.”

Herhangi bir -grafik- tasarım ürününün (logo, afiş, kapak vb.) görsel açıdan ‘güzel’ olması elbette hedeflenen özelliklerden biridir. Ancak “güzel tasarım”ın aktarılmak istenen duyuru, mesaj ya da bilgiye ilişkin -en azından bir- gerekçesi olması elbette onu daha da güzel kılacaktır. Söz konusu tasarım ürünü pazarlama amaçlı üretiliyorsa, ‘güzellik’ten ziyade kendini doğru anlatması ve ‘satması’ üzerine bir beklentiye sahiptir.

Bir tasarım ürününün ‘gerekçelendirmesi’ üzerinden, seneler evvel gerçekleştirdiğim bir logo’nun üretim hikayesinden bahsetmek isterim.

2010 yılında, Antalya’da düzenlenen “Uluslararası 11. Antalya Piyano Festivali” tanıtım çalışmaları kapsamında, festivali simgeleyen bazı taslaklar hazırlamıştım.

 

Taslaklarda da göreceğiniz üzere, çalışmalar üzerinde söz konusu etkinliğe ilişkin en temel unsur olan ‘piyano’yu simgeleyen çeşitli öğeler ve festivale ilişkin bilgi (ad, yer, tarih) mevcut. Taslaklara bakıldığında tarz, anlatım ya da sadelik açısından kategorize edilebilir, hatta kullanım alanları düşünülerek bazı taslaklar elenebilir bile.

Yalnız farkettiğiniz üzere yukarıdaki taslaklarda sadece ‘piyano’ öğesi mevcut. Bu tarz ‘yöresel’ etkinlikler için hazırlanan tasarım ürünlerinde, ilk akla gelen elbette ‘yöresel’ bir simgenin de kullanılmasıdır, ki doğru uygulandığında çok güzel neticeler verir.

Söz konusu festival ‘uluslararası’ kapsamda gerçekleştirildiğinden ve dünyanın birçok farklı noktasından festivale katılım sağlandığı düşünülerek; tasarım öğesi arayışımı ‘yöresel’den ziyade biraz daha geniş bir kapsamda değerlendirip, sadece Antalya’dan değil Türkiye’den bir turizm simgesini bu çalışmaya dahil etmeye karar verdim.

Memleketimiz ‘turizm simgesi’ açısından elbette ki ziyadesiyle bereketli. Bu çalışmaya dahil edilebilecek ve ilham alınabilecek çok sayıda eser-simge mevcut. Ancak festivalin temel öğesi olan‘piyano’ ile uyum sağlayan, onu tamamlayan -gerekçeli- bir simge olması burada esas kriter. Memleketimizdeki turizm simgelerini bu kriterle araştırmam esnasında, Ege Bölgesi’nde Aydın ilinin Didim ilçesinde yer alan önemli bir tarihi simge “Apollon Tapınağı”na denk geldim. Bu yapının sütunlarının belli bir açıdan piyano tuşları ile tamamlayıcı bir görsel uyum yaratabileceğini farkettim ve “o açıya” en yakın halini bulmak için “Apollon Tapınağı”na ait fotoğrafları incelemeye başladım.

 

Tapınağa ait -çok sayıda- fotoğraf içerisinde bu meselede bana yardım edeceğini düşündüğüm bir fotoğrafı seçtim (fotoğrafın sahibini malesef bulamadım, bu satırları okuyorsa şükranlarımı sunarım). Fotoğraftaki tarihi tapınaktan arta kalan üst bölüm ve altındaki sütunlardan oluşan bu görseli sadeleştirmeye-simgeleştirmeye ve mümkün mertebe karakterini bozmadan, en az müdehale ile en yalın haline indirgemeye çalıştım.

 

Neticede vardığım noktada ‘simge’ denilebilecek bir görsel elde etmiş görünüyordum. Bu tarihi görseli-simgeyi, piyanoyu temsil eden bir başka simge ile adapte etmem gereken, çalışmanın en zevkli (civcivli) kısmına gelmiştim. Baştan beri aklımda olan, sütunların piyano tuşları ile uyumu konusunda denemelerde bulundum. Özellikle siyah tuşların 2+3’lü sırası meselede en etkin unsurdu.

Aşağıdaki ilk karede de göreceğiniz üzere, en azından bir seviyede uyum yakalanmış, sütunlar piyanonun siyah tuşları görevlerini -daha tam olmasa da- yerine getirmeye başlamış görünüyorlardı.

 

Taslağı bu aşama ilk karedeki gibi “üst bölüm 3 boyutlu, alt bölüm iki boyutlu” olacak şekilde bu yönde geliştirmek de seçeneklerden biri olabilirdi (belki de daha güzel olurdu, kim bilir). Ancak yukarıda ikinci karede göreceğiniz üzere, alt bölümdeki tuşları üst bölümdeki sütunların perspektifine uydurmak, tam olarak yakalamak istediğim uyumu ciddi anlamda kuvvetlendirdi. Gelinen noktada, sütunlar ve tuşlar arasında uyumlu bir birliktelik yakaladığımı düşünerek, işin ‘simge’ kısmını neticelendirdim. Festival ile ilgili bilginin yer aldığı metni de uygun olduğunu düşündüğüm bir tipografi ile düzenledim ve hemen yanına ekledim.

 

Neticede ‘gerekçesi’ olan, barındırdığı faaliyet ve mekana ilişkin aralarında uyumlu izlere sahip, kendi halinde bir görsel elde etmiştim. Mutluydum.

Yalnız bu mutluluğa gölge düşüren –küçük– bir mesele gündeme gelmek için daha da fazla bekleyemedi;

Seneler evvel gerçekleştirdiğim, üretim hikayesini aktarmaya çalıştığım bu taslak çalışmadaki -hayati- hatayı, şu an okuduğunuz bu yazıyı hazırlarken farkettim. Ne güzel di mi. (O nedenle, her ne kadar görsel işlerle meşgul olsak da, tekrar anladım ki ‘yazmak’ önemli, hem de çok.)

O esnada çalışmanın büyüsüne kapılıp da, tamamen gözümden kaçan bu bahsettiğim hayati hatayı, benim farketme süremden (7 sene) daha evvel farkettiğinizi düşünüyorum;

 

Yukarıda da göreceğiniz üzere, piyanonun (bu kadrajda) 7 adet olması gereken beyaz tuşlarını az bulmuş olacağım ki, +2 adet daha ekleyerek, 9 adet beyaz tuşun daha uygun olacağını düşünmüşüm (haksız mıyım, daha zengin durdu). Bu çalışmamla hem tasarım, hem de müzik sektöründe bir çığır açamadım ama, demem o ki yapılan tüm işlerde ‘gerekçelendirme’ meselesi işin en temel unsuru (-küçük- hatalar olsa da). Bu hatadan öğrendiğim bir başka temel unsur da, işin büyüsüne kapılırken dikkati de elden bırakmamak.

 

Bahsi geçen logo taslağını burada ve buradaki sayfalarda inceleyebilirsiniz.

 

Sevgiyle, sağlıcakla, esen kalın.

10 Mart 2017, Koray KIŞLALI



tasarım, grafik tasarım, logo, amblem, amblem tasarımı, logo tasarımı, kurumsal kimlik, kurumsal kimlik tasarımı, marka, marka tasarımı, marka kimliği tasarımı, reklam, reklam tasarımı, görsel kimlik, görsel kimlik tasarımı, sosyal medya post tasarımı, sosyal medya içerik tasarımı, post tasarımı, sosyal medya post tasarımları, post tasarımları, sosyal medya reklamı, sosyal medya reklamları, sosyal medya reklam tasarımı, sosyal medya reklam tasarımları, sosyal medya reklam videosu, sosyal medya reklam videoları, sosyal medya spot reklam, sosyal medya spot video, sosyal medya reklam filmi, spot video, spot video tasarımı, spot reklam, spot reklam tasarımı, spot marka reklamı, reklam tasarımı, banner tasarımı, reklam banner tasarımı, ui, ux, arayüz tasarımı, masaüstü prodüksiyon, masaüstü prodüksiyon tasarımı, tanıtım filmi tasarımı, katalog, katalog tasarımı, broşür, broşür tasarımı, katalog tasarımları, tasarım ürünleri, sanat ürünleri, grafik tasarım, grafik tasarım ürünleri, koray kışlalı